DUMAN
Süleyman Sırrı Kazdal'dan etkileyici bir öykü
DUMAN
Köyün içinde bir baştan bir başa uzanan yüzlerce yıllık taş kaldırımlardan,çığlık çığlığa koşarak geçiyordu.Bağırtıları duyanlar,birer ikişer evlerinden çıkmışlar,köyün dışına doğru koşan saçı başı dağılmış kadına şaşkın gözlerle bakıyorlardı.
En az köyün kuruluşu kadar eski olan pınarın başına gelince taşların üstüne kapaklandı.Bir süre sonra ayağa kalktı.Ellerini yumruk yapmış,olanca gücüyle göğsüne indiriyordu.Dizlerinin üstüne çömeldi yeniden.Gözlerini apak dumanlar içindeki dağlara dikmiş,yürekleri parçalayan ağıtlar yakıyordu:
Gözlerim kara bugün
Yüreğim yara bugün
Oy gidene ağlarım
Yol verin bana bugün
Sefer’imi vurdular
Issız dağın üstünde
Yaşamak haram oldu
Bu yaranın üstünde.
Birkaç dakika sonra,ilk şaşkınlıklarını atlatan köylüler kadının başına toplanmışlar,onu yatıştırmaya çalışıyorlardı.Bir yandan da,ne olduğunu bilenler bilmeyenlere sessizce durumu anlatıyorlar,ayrıntıları öğreniyorlardı birbirlerinden.Sefer’i vurmuşlardı.Dağda,kendi otlaklarına girmek isteyenlere engel olmak isterken,tek kurşunla can vermişti.
Çok geçmeden tüm kadınlar Ayşe’nin çevresini sarmışlar,onunla birlikte ağıt yakıyorlardı.Sefer’e ağlıyorlardı,çoban Sefer’e…Erkekler,çevredeki duvarların ya da taşların üstüne oturmuş sessizce gözyaşı döküyorlar,yüzlerini birbirlerinden gizlemeye çalışıyorlardı.Onu koruyamadıkları için kendilerini suçluyorlardı sanki.
Dağların doruklarına kümelenmiş duman,ağır ağır aşağılara inmeye başlamış,evleri yutacaktı neredeyse.Pınarın başına toplanmış köylülerin ağlamaları,dumanın üstlerine çökmesiyle yavaş yavaş uğultuya dönüşüyor,giderek kurt ulumalarını andırmaya başlıyordu çıkardıkları sesler.
Saatlerdir taşların üstünde kıpırdamadan duran erkekler ve ağlayacak güçleri tükenmek üzere olan kadınlar,ak dumanın etkisiyle belirsizleşmeye başlamışlar,buna koşut olarak sesleri de kesilmeye yüz tutmuştu ağlamaktan.Şimdi ortalığı bir ölüm sessizliği tutsak almış,sanki tüm doğada yaşam belirli bir süre için durmuştu.
Uzun süre böylece,hiçbir devinimde bulunmadan,oldukları yerde çakılı kaldılar.Birden,dere boyundan beri yoğun dumanı yararak köye kadar ulaşan nal sesleri gelmeye başladı.Herkes başını yola çevirmiş,dumanın içindeki canlıların bir an önce ortaya çıkmasını bekliyordu.Taşlara vurarak yankılanan ve gittikçe yaklaşan nal seslerinden başka en küçük bir vızıltıya bile kapanmıştı orada bulunanların tüm duyu organları.
Ayşe’nin yüreği sıkışmaya başlamış,neredeyse yeniden ağlayacaktı.Ama herkes gibi o da nal seslerinin büyüsüne kapılmış,yüreği ve gözleri taşmak üzere olmasına karşın,kıpırdayamıyordu bile.
Yaşamı tutsak almış dumanın içinden önce uzun boylu bir delikanlı çıktı.Omuzunda bir tüfek asılıydı.Bir elinde katırın yuları,diğerinde uzun bir değnek vardı.Sefer’in keçeye sarılmış cansız bedeni katırın semerine iğreti bağlanmış,ayakları sarkıyordu yere doğru.Katırın ardından yavaş yavaş biri daha belirdi.Bir elinde yine bir değnek,diğerinde ise tahra vardı.Katırın yularını çeken delikanlı pınarın başına gelince durdu.Sessizlik egemenliğini yitirmemişti henüz.Uzun boylu delikanlı tüfeğini eline aldı.Omzuna dayayarak dağlara döndü.İki el mermi yaktı.Sessizliği yok etmişti.Sonra yere oturdu.Başını dizlerinin arasına gömerek toprağa bıraktı gözyaşlarını.
Ayşe ilk donukluğunu üstünden atmış,katırdaki ölünün üstüne kapaklanıp aşağıya indirmeye çabalıyordu.Bunu başaramayınca katırdan sarkan ayaklara yapışmış,ağıtlar yakıyordu yeniden:
Şu derenin suları
Gözlerime yaş olur
Kapısı kapananın
Çektikleri boş olur.
Duman gelir oturur
Saçlarımın üstüne
Yürek yanar köz olur
Bu yaranın üstüne
Oy dağların dumanı
Gelir başıma çöker
Kapı kapı dolaşan
Gözyaşı acı çeker
Ölüyü katırdan indirdiler.Keçeyi yere serip boylu boyunca yatırdılar Sefer’i.Yüzünde anlamsız bir gülücük vardı.Ağzı kapalı,bir gözü ise açık kalmıştı.Sağ kolu bükülü,iki eli de yumruk biçimindeydi.Ak gömleğinin karın bölgesinde büyük bir kan lekesi vardı.Ölümünün üstünden saatler geçmesine karşın,çisenin etkisiyle henüz kurumamıştı kanı.Sanki daha yeni vurulup düşmüş bir savaşçıyı andırıyordu.Gömleğinin ve pantolonunun çeşitli yerlerinde çimen ve çamur lekeleri vardı.Tüm giyitleri ıpıslaktı.Ayaklarında lastikleri yoktu.Yün çorapları ıslanmış,çamur içindeydiler.Kafasında derin bir yara izi görülüyordu.Yaradan akan kan yüzüne bulaşmış,bir yanağını kaplamıştı.Saçları kıpkızıl kesilmişti.
Tüm insanlar yere yatırılan ölünün çevresine birikmiş,kadınlar ağıtlarını daha büyük bir canlılıkla sürdürüyorlardı.Ayşe ölünün başucuna çömelmiş,yüreğinden kopan en acı dolu ağıtları
boğuk boğuk sıralıyor,ara sıra ağıtını kesip büyük bir çığlık koyveriyor ve kendini yerden yere atıyordu.Çocukları,Sefer’in başucunda dikiliyorlar ve sesizce gözyaşı döküyorlardı.
Köyün her sokağına,her evine girmeyi sürdüren duman,önüne gelen tüm boşlukları doldurarak daha da yoğunlaşıyordu.Topluluk içindekilerden biri birkaç adım uzaklaşmaya kalksa hemen görünmez oluyordu.Duman,insanları birbirlerinden gizlemeye çalışıyordu sanki.
Sonra,binyıllardır bu dağları yer edinmiş dumanın içinden uzun,ak tüyleri ıpıslak,kocaman bir çoban köpeği belirdi.Bu kez bütün kafalar ona yönelmişti.Herkes soluğunu tutmuş,köpeğe bakıyordu.Akbaş geri dönmüştü.Ağır adımlarla kalabalığa yaklaştı.Pınarın yanına gelince durdu.Oturdu.Bir süre sonra kafasını göğe dikerek acı acı ulumaya başladı.İnsanların yüzlerine bakarak sanki ağlıyormuş gibi sesler çıkarıyordu.Yerinden kalktı.Kalabalığı yararak ölüye yaklaştı.Başucuna geçip yere uzandı.Ölünün yüzünü yaladı.Sonra başını ayklarının üstüne koyarak gözlerini kapattı.
Akbaş,Sefer vurulduğunda hem sürünün dağılmasına engel olmuş,hem de iki gün boyunca ölünün başında beklemişti.Sefer’i bulduklarında birden ortadan yitivermiş ve ancak bugün ortaya çıkmıştı.
Akbaş kımıldamadan Sefer’in başucunda yatıyordu.Babasız kalan iki çocuk,Akbaş’ın iki yanına çömelerek onu okşamaya başladılar.Akbaş çocukların yanına geldiklerini görünce,yine ağlıyormuş gibi sesler çıkarmaya başladı.Arada gözlerini açıp çocuklara bakıyor,sonra kapatıyordu.
Birkaç saat sonra Sefer’in gömütünü büyük çayırda bulunan gömütyerine kazmışlardı bile.Köylüler elbirliğiyle ölüyü hazırladılar.Çok geçmeden tabutunu omuzlayıp,aynı dinginlik ve sessizlikle,ağır adımlarla çayıra doğru ilerlemeye başladılar.Duman aynı yoğunlukla tüm doğayı görünmez kılmıştı.
Ak kefene sarılı ölüyü sarsmadan,yavaşça bıraktılar toprağa.Toprak insanla,toprak toprakla buluştu bir kez daha.Tüm canlı ve cansızlar,ait oldukları yere ve zamana el koydular yeniden.
Usulca dağıldı kalabalık.
Ayşe,çocuklar ve Akbaş yalnız bırakmak istemiyorlardı Sefer’i.
Birden,aynı acılı ağıtlar boğuk boğuk ve sanki başka bir dünyadan sesleniliyormuşcasına dökülmeye başladı Ayşe’nin yüreğinden.
Duman,doruklardan kesin bir çağrı almış gibi hızla yukarı doğru koşuyordu.Duman çekilince ortalığa yayılan derenin sesine Ayşe’nin ağıtları karışıyordu:
Sefer’imi vurdular
Issız dağın üstünde
Yaşamak haram oldu
Bu yaranın üstünde.
İstanbul,1993
Yazan: Süleyman Sırrı Kazdal nam-ı diğer Ongici









Yorumlar (3 Yorum Eklendi):
Nefes alınır, yenilir , içilir ve adına
yaşamak denir ve büyük ihtimal etraftaki sair insan davranışl arı taklit edilerek yaşanır ve insan öldüğünü bile anlamaz.
Hüzünlü bir kitabı bitirmiş gibiyim.
Sevgili İsmailden beklerken Süleymanın bu anlamlı çalışması sitenin suskunluğuna , benim küskünlüğüme ilaç gibi geldi . Gözlerimin yorulmasını beklerken yüreğimin acıdığını hissettim ,meğer yüreğimle okumuşum.
Yaşanmış bir olay , ancak bu kadar güzel resmedilir , sağol Süleyman...
Sanatın gücü tartışılmaz.
selam olsun sefer'e,
selam olsun o dağlara,
selam olsun o sulara,
selam olsun o kokulara
ve selam olsun neden yaşadığını,neden öldüğünü bilenlere, bilmeyenlere...
ve selam olsun yüreğinde hala bir kıvılcım taşıyanlara..
selam olsun bir kar tanesinin sıcaklığına sığınabilenlere...
seferin öldüğü duyulduğunda
kanlı gömleğiyle bulunduğunda
Bir tabancayla vurulduğunda
Sefer bir keçeye sarıldığında
Ayşe’ye bu haber verildiğinde......
Aslında çok şey değişmiştir o dağlar da.
Akbaş ın yerini karabaş alır
Sefer toprak için vurulduğunda
Dağların içinde bir yara kalır
Sefer toprağına koyulduğunda
Anlamazsın şimdi unutmuşsun ya
Toprağına bıçak vurulduğunda
Utanır kızarır sıkılır elbet
Seferin sebebi sorulduğunda .
Süleyman abi teşekkürler yazı için direk yüreğime işledi.
Yorumunuzu Ekleyin