Senoz Vadisi Bir Belgesel Programı ile ATV'DE: KARADENİZ'DE BETONDAN VADİLER
23 Ocak 2009 Cumartesi akşamı ATV'de aşağıda sözü edilen belgesel nihayet yayımlanıyor.(Yayımlanacağı saati henüz tesbit edemedik, öğrenince burada yazacağız)
Senozlu'lar kararlı bir şekilde yollarında ilerlemeye, seslerini bütün Türkiye'ye ve dünyaya duyurmaya devam ediyorlar.
Senozlu'lar ÇAY TV'de gerçekleştirdikleri yaklaşık 45 dakikalık belgesel programından sonra önümüzdeki hafta 30 dakikayı aşkın bir belgesel programı ile, bu defa ATV'de boy göstereceler. Bu program bütün Avrupa'da, Amerika'da, Ortadoğu'da, Kafkasya'da ve Türki Cumhuriyetlerinde izlenebilecek.
Çekim için Senoz Vadisi'ni seçen gazetecilere bu vadiye geliş nedenlerini sorduğumuzda gerçekleştirilen protesto eylemlerimizden, özellikle kadınlarımızın başı çektiği eylemden söz ettiler; ayrıca, Karadeniz vadileri'nde "en hareketli muhalif grubun Senoz vadisi'nde" bulunduğunu dile getirdiler. Ağustos 2009 tarihinde SENOZ'da gerçekleştirilen ve Karadeniz tarihine geçen protesto eylemlerimizin yankılarının devam ettiği görülüyor. (Bildiğiniz gibi, Senoz'un çığlığı daha sonra Genç Senozlu'ların eylemiyle İstanbul'dan da duyuldu, bundan sonra da eylemlerimiz büyüyerek devam edecektir)
ÇAY TV için gerçekleştirilen programdan birkaç gün sonra Kasım (2009) ayının ilk haftasında ATV'de çalışan iki gazeteci CENGİZ ERDİL, METE YARAR ve kameraman MUSTAFA BAYRAM Çataldere köyünde idi. Sitemizin yazarlarından Sinan Akçal gazetecilere görüşmüş ve kendilerini iki gece evinde ağırlamıştır, daha sonra Ahmet Ali Kork ile de iletişime geçen gazeteciler (Yetimoğlu)Meliha Aksu, (Vasap) Hilmiye Akçal ve başka köylülerimizle de röportajlar gerçekleştirmişlerdir. Karadeniz vadilerinden sadece Senoz Vadisi'nde çekim ve röportajlar yapan gazeteciler bir şirket temsilcisi ve birkaç yetkili isim ile de görüştükten sonra bölgeden ayrılmışlardır.
Birkaç gün önce sevgili Sinan ile birlikte Gayrettepe ATV'de belgeselin yapımcısı olan ve daha önce telefon görüşmelerinden tanıdığımız bu iki değerli gazeteci arkadaşla programın içeriği hakkında sohbet ettik. Kendileri bizlere ellerinden geldiği kadar objektif bir bakışla konuyu ele alacaklarını söylediler. Bizlerde kaygılarımızı, çekincelerimizi tekrar dile getirdik.
Aşağıdaki metni kaleme alan Cengiz Erdil bey programın içeriğinin bu metinde dile getirilen çerçevede şekilleneceğini söyledi. Biz bu metinden her iki gazeteci arkadaşımızın tavrının doğadan yana olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Karadeniz'de Betondan Vadiler
“Kimse ölmek istemez ama ölmeden cennet gibi bir yerde yaşamak ister..ölmeden cenneti yaşamak istiyorsan gel Karadeniz'e...”Çayeli Belediye Başkanı Rıza Çakır’a ait bu sözler..
Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde denizden hemen sonra yükselmeye başlayan doğa mimarisi, ziyaretçilerini yukarılara doğru tırmanan çay bahçeleriyle karşılar.Dağların arasından fışkıran derelerin oluşturduğu vadiler ise yeşilin her tonuna götürür insanları..Tırmandıkça çam kokusu üzerinize siner,çiçek zenginliği içinde kaybolursunuz..
Meslek hayatımın beş yılını 80’li yıllarda TRT Muhabiri olarak Trabzon’da geçirdim..Bu bölge bana yabancı değil..çok sayıda haber yaptım..Televizyon dünyasının özel dükkanlarında çalışırken de yolumuz buralara çok düştü..Fırtına Vadisi’nde yapılmak istenen Hidroelektrik santral inşaatı burayı cehenneme çevirmek üzereyken,buralara gönül veren çevrecilerin uyarısıyla Fırtına Vadisi’ni gündemime aldım...1997 yılından itibaren yaptığımız haberler etkisini gösterdi.. Vadi SİT alanı ilan edildi..Ancak Fırtına Vadisi kurtuldu sayılmaz.. Yine bazı oyunlarla buraya santral yapılması yargı kararlarına rağmen gündeme getiriliyor..,Bırakın ülkemizi, Dünyada koruma altındaki yerlerin başında gösterilen vadi, yine kurtlar sofrasına düşebilir..
DOĞU KARADENİZ’DE VADİ ÇOK,DERE ÇOK ...
Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var.bunu kimse inkar etmiyor..Ülkemizin teknik ve ekonomik hidroelektrik enerji potansiyeli yılda 130 milyar kilowatt saati buluyor.. Bunun için 747 proje hazırlanmış ve yıllar içinde 142’si hayata geçirilmiş.. 550’nin üzerinde proje ise henüz kağıt üzerinde…
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde irili ufaklı dere üzerinde kurulacak santrallerden elde edilecek enerji ise Türkiye’nin tüm hidroelektrik potansiyelinin yüzde 9’unu oluşturuyor..
Devletin hazırladığı projelere göre en fazla santral yapımı Artvin yöresinde planlanıyor..
Giresun’da bugüne kadar 83 HES projesi için başvuruda bulunulmuş..Bunlardan 12’sinin yapımı sürüyor..Yağlıdere üzerinde yapılan HES bitti bile.. Trabzon için 76 HES projesi geliştirilmiş,..Rize’de 67 HES projesinden 8’nin inşaatı sürüyor..bunların bazıları yargıya takıldı ama inşaatlar vadileri hallaç pamuğu gibi atarak sürüyor. .Artvin’de ise HES için 116 proje geliştirildi. 25’i için arazi çalışmaları sürüyor..Başta da söyledim Fırtına Vadisi’nde duvara toslayan yapımcı firmaların önü 2000 yılında yapılan yasal düzenlemelerle açıldı.Şimdi önüne gelen HES projesi geliştiriyor.
YAŞASIN DERELERİN KARDEŞLİĞİ
ATV-AVRUPA için hazırladığımız bir belgesel için,program danışmanımız METE YARAR ve Kameraman MUSTAFA BAYRAM ile Rize yöresinde vadileri arşınladık..
Yörede her yerde nasıl santral fışkırıyorsa bir o kadar da çevre örgütü ortaya çıkmış.Bunlarda bir araya gelip DERELERİN KARDEŞLİĞİ PLATFORMU oluşturmuşlar..Bizim Çataldere köyü’nde olduğumuzu duyan çevreciler köye geldiler,dertlerini anlattılar..Platformun sözcüsü Ömer Şan’a göre, Bölgede net olarak ne kadar proje geliştirildiği belli değil.. Bölgede bir proje adı altında 2-3 hatta daha fazla santral yapılacak.Bölgede en küçük dereler,hatta içme suları üzerinde bile HES kurulması için çalışmalar yapılıyor..
Projelere karşı hukuksal mücadelelerinin de sürdüğünü söyleyen Ömer Şan,Mahkemelerin verdiği yürütmeyi durdurma kararlarının da uygulanmadığı belirtiyor.
Yörede yaşayan Elektrik Mühendisi Ahmet Ali Kork, iki arada bir derede kalmış gibi görünse de tavrını yeşil vadilerden yana koyuyor.. “elektrik mühendisi olarak hidroelektrik santrallerinin karşısında olmam mümkün değil.. Ama buradaki HES projeleri masa başında hazırlandı.. Ne yöre insanına danışıldı.. ne de bilimsel bir kurul oluşturuldu.. Oysa çevre bilimci,enerji uzmanı ve yöre temsilcilerin katıldığı bir kurul,nerelere santral yapılacağı konusunda yol gösterici olabilirdi.böyle santral enflasyonu yaşanmaz,vadilerin geleceği kararmazdı”
Çataldere Köyü’nde, sırtında sepeti hala dere tepe dolaşan, 80 yaşına gelmiş Hilmiye Akçal dertlerini bize anlatırken gözleri yaşarıyor.. Atalarından kalma,doğup büyüdüğü,çocuklarını büyüttüğü, 300 yıllık ahşap evinin tam karşısındaki yüzlerce yıllık çam ağaçları,santral kazısına kurban gitmiş.. “ben burasını hiç böyle kel görmedim.. her bahar burada, başka bir yerde hiç göremeyeceğin çiçekler açar...ben bile bazılarının adlarını hala bilmem.çiçekler soldu gitti ”diyor...
PLANLI YAPILIRSA YÖRE HALKI AZ SAYIDA SANTRALA DESTEK VERİR
Yazımın başında bir cümlesini aldığım Çayeli Belediye Başkanı Rıza Çakır, “su akar Türk bakar” sözünün artık gerilerde kalması gerektiği düşüncesinde..Ancak o da yüzlerce santralı yöre derelerinin kaldırmayacağı görüşünü benimsiyor..”Planlı,çevreyi kirletmeden yapsınlar canımı yesinler” diyor..
Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı da,santrale değil santrallere karşı..Santrallerin ne kadar can suyunu(derede canlıların yaşaması ve dere yataklarının kurumaması için gerekli olan su) bırakacaklarının önemli olduğunu,bunun hesabının kitabının iyi yapılmasının gerektiğini söylüyor..
Bakırcı “Santraller iş imkanı sağlayacak ve sel baskınlarını önleyecek ama
Bir başka çevre kirliğini ortaya çıkaracak” diyor.. Bakırcı’ya göre,yaylaların,köylerin atıkları derelere karışıyor..eğer can suyu kesilirse bu atıklar denize akmayacak ..yaz aylarında vadilere kokudan girilmez olacak..
Bakırcı şöyle diyor..” zaten vadi köylerinde ve yaylalarda kontrolsüz iç karartan bir yapılaşma var.. buralara kimse karışamıyor .. santral için bağırıp çağıran çevreciler,bu yapılaşma karşısında ne yapmışlar..altı kat beton bina diken var bu köylerde… ayrıca dere yataklarına yapılan evleri de unutmayın..çevreciler önce bunları görsünler”..
Rize Belediye Başkanı,yanlış planlamanın bir örneği de veriyor.. “Bir vadide turizm yatırımı için 10 milyon liranın üzerinde harcama yaptı bir yatırımcı.. Kaplıca ve yayla turizmi için örnek tesis kurdu..Devlet birkaç yıl sonra aynı vadiye santral izni veriyor.. Böyle bir çelişki olamaz”
SANTRAL FİRMALARI NE DİYOR?
Yörede santral inşaatlarında çalışan işçi ve mühendisler de dertli. “Yöre halkı bizimle uğraşıyor,.Bazen ekmek bile satın alamıyoruz.Biz de gurbet ellerde nafakamızın peşindeyiz” diyorlar.
Çataldere’de Tünel sistemi ile Norveç tipi bir santral inşa eden Karadeniz Elektrik Üretim A.Ş’nin Genel Müdürü Oğuz Tulgar,bize santral sahasını gezdirdi yapılan çalışmalar konusunda ayrıntılar bilgi verdi.
“Yöreye gelen gazeteciler bizimle görüşmeden gidiyor..Bizim de görüşlerimizi aldığınız için sağ olun” diyerek başlıyor konuşmasına Oğuz Tulgar..
Tulgar, hidroelektrik enerjinin ucuz,temiz,doğal ve ulusal kaynakları değerlendiren bir enerji türü olduğunu hatırlatıyor ve ekliyor “ Norveç ve İsveç’in 100 yıl önce yaptığını,ülkemiz yeni hayata geçiriyor.. sorun da burada başlıyor.. Yöre halkı getirisinin ne olduğunu bilmeden,santrallere karşı çıkıyor.Burada yüksekten düşen sudan enerji üretilmesi sistemini hayata geçireceğiz..Biz kanal sistemi yerine tünellere suyu toplama alanına getiriyoruz..bir kaç yıl içinde üretime başlayabiliriz.”
Oğuz Tulgar, derede yaşayan alabalıklar için ayrı kanallar açtıklarını,balık üremesinin durmayacağını söylüyor.. Tulgar, şöyle anlatıyor yaptıklarını:“bu ek maliyeti seve seve üstlendik.. uzmanlar balık göçünün engellenmemesi için yapılan kanallara olumlu görüş bildirdiler..ayrıca yörede 200 bin’in üzerinde ağaç dikildi.Kaçkar’a uzanan yayla yolunu yaptık.. santral tamamlandıktan 5-10 yıl içinde insanlar burada bir tesis olduğunu bile görmeyecek.. açıktaki boruların üzeri zaten ormanın doğal örtüsüyle kaplanacak”…
Tulgar’a “Bu dere 17 HES projesini kaldırır mı.? Bu kadar su kapasitesi var mı?” diye soruyorum.. Tulgar bu konuda yorum yapmıyor ama bilimsel bir konuya dikkat çekiyor.. “burada santral yapımından önce mutlaka çok iyi bir zemin etüdü yapılmalı..Toprak hareketliğini iyi belirlenmeli..Çevreye en az zararı verecek projeler hayata geçirilmeli”.
Oğuz Tulgar, kanal yöntemi yerine tünel sistemini uygulamakla inşaat maliyetinin arttığını, ama çevre korunması için bunu göze aldıklarını da söylüyor...
ÇÖPLER, ÇARPIK YAPILAŞMA VE TAŞ OCAKLARI
Doğu Karadeniz santralleri tartışıyor ama nüfus artışı ve yapılaşma,asıl sorunun kaynağı… Yıllarca çöplerin denize döküldüğü sahildeki yerleşim yerlerinde pek çok alan deniz dolgusuyla kazanılmış.. bir de buna Karadeniz sahil yolu eklendi..Sahil yolunun yapımı için kurulan taş ocakları hala çalışıyor..Yöredeki taşın deniz suyuna dayanıklı olduğu söyleniyor.. Bu yüzden ruhsat verilen taş ocakları çalışmalarını sürdürüyor..Rize’den Anadolu içlerine taş taşınıyor.. Dere yatakları,yayla yolları taşlarla kaplanıyor..Yerel yöneticiler, süre bitiminde ruhsatların yenilenmemesini,bu ocakların derhal kapatılmasını istiyorlar.
Ve yapılaşma,yörede her yıl yaşanan sel felaketlerinin asıl sorumlusu dere yataklarına yapılan şekilsiz ve çirkin yapılar..Bazı yerlerde beş-altı katlı betonarme binalar,yeşilin üstünde kabus gibi çökmüş..
Yaylalarda turizm yatırımı adı altına yapılan yapılar mimari estetikten yoksun.
Doğu Karadeniz’de sorun çok… arazi az..,dağ,yeşil,orman çok… Karadenizlinin derdi bir değil bin..Ama doğasının korunması için zaman geç sayılmaz..devletin,yöre halkının,üniversitelerin el ele vermesi sorunu çözer..
Yeşile limon sıkalım da,fazlası zarar diyorum.. fazla limon ağzınızın tanıdı bozar,mideye zarar verir..sonra ülser olursunuz efendim…
Haberin kaynağı: http://www.camekran.com/content.asp?c_id=2373









Yorumlar (11 Yorum Eklendi):
arkadaşlar ben yapılan her şeyın guzel olduğuna ınanıyorum olan kaynakların kullanılması kotu bışe değıl bence avrupada boşa akan bır damla su yok her şey ınsanlar ıçın ben boyle duşunuyorum
bence yatırım ne olursa olsun karşı çıkılmamlı. arazilerimizde ağaçlandırmaya çok büyük ehemmiyet verilmelidir.
Daha söylenecek ne sözler var
daha dinlenecek ne türküler
Dur bekle acele etme tedirginim
bitsin yüreğimdeki gurbet
bitsin yüreğimdeki hasret
eylül kuşlarıyla geleceğim.
Köyü gözgöre göre katletsinler elimizden alsınlar ve biz buna yatırım diyelim karşı çıkmayalım öyle mi?
Ben böyle bir yatırıma asla evet demem diyende zaten bizden değildir.
Nam-ı diğer Koncoloz
her şey insan için düşüncesi kökten bir yanlış.
dünyada sadece insan yaşıyor ya da önce insan yaratıldı sonra diğerleri insan için yaratıldı düşünceside kökten yanlış.
doğada her şey bir uyum içinde yaşıyor. birini yok ederseniz diğerleride zamanla yok olacaktır. bundan hiç şüpheniz olmasın.
bu görüş çerçevesinde bu yatırımları yeniden düşünelim. eğer bir böceği yok edecekse vaz geçelim.
sonunda bizde yok oluruz. kaldıki bu HES ler bir çok şeyı yok edecek. her şey para değil ,
lütfen yeniden düşünelim ve bu saldırılara karşı duralım.
önce yöre halkı karşı duracak ki sonra komşular ve tüm ülke karşı dursun. haydı senozlular direnin hemşinlilerde sizi destekleyecektir. çünkü sıra onlarada geleçek. susarsak sıra bize gelir.
direnirseniz kazanabilirsiniz. direnmezseniz hiç kazanamazsınız.
başkasıda bizim için direnmez.
Yukarıdaki yazı içerisinde geçen aşağıdaki açıklama HES’leri Senoz’un başına kimlerin musallat ettiğini açıkça gözler önüne seriyor.
“Fırtına Vadisi’nde duvara toslayan yapımcı firmaların önü 2000 yılında yapılan yasal düzenlemelerle açıldı.”
Bu ihaneti Senoz’a layık görenler şimdi de bu ihanetlerini kamufle etmek maksadıyla HES’lere karşı mücadele edenlere göstermelik destekleriyle karşı olduklarını inandırmaya çalışıyorlar.
HES’lerle ilgili gelişmeleri yakından takip etmelerindeki gayeyi şimdi daha iyi anlıyorum.
Bukadarı da fazla!
Yazıda adı adı geçen ‘Karadeniz Elektrik A.Ş’nin kimlere ait olduğu iyi araştırılmalıdır.
Kendilerini cin bizleri de koyun yerine koyanlardan Senozlular bunun hesabını sormalıdır!
Ey senoz halkı tek bir şey söylemek istiyorum.
Tunceli halkı kadar olamadık. Bu insanlar toprak sevgileri herşeyden üstün,bizim onlar kadar toprağımıza sahip çıkmadığımız bir gerçek.
Bu insanların çeyreğini yapsaydık bunların olması mümkün değildi.
deryayı bilmezler'
sistem,önceleri kılıçla,topla tüfekle gaddar,barbarca saldırılarla ele geçirmek istediği yere girer ve orada tek bir canlı bile kalmaması pahasına da olsa istediğini elde ederdi.ilkokul düzeyinde birazcık tarih bilgisi olanlar bunu bilirler.
ama çağımızda,yoksul insanların artı değerine el koya koya dev bir savaş makinesine dönüşen egemen güçler,teknoloji ilerledikçe artık bu sömürü aygıtlarında da çağın gereklerine uygun değişimler yapmaktadırlar.
örneğin,eski zamanlarda derebeyinin paralı askeri mızrağını o zavallı yoksul köylünün böğrüne sapladığında,o zavallı yoksul köylü 'aaaahhhh!' diye bir ses çıkarabiliyordu.ölürken bile canının acıdığını dünya aleme ilan edebilmek için,çıkmakta olan canını dişine takarak işte o çok ünlü olmuş 'aaaahhhh!' ünlemini sürüyordu piyasaya.
tabii o pis köylünün değersiz canı için kimse kılını kıpırdatmıyordu belki.ama o ayrı bir konu.
dediğim gibi,sistem artık ürettiği en son model silahlarla (adamlar mikrodalga bombalar üretmiş,biliyor musunuz? gülüyorum artık burda.) saldırılarının yanına bir de daha çok etkili olmaya başlayan yeni araçlar geliştirdi.
insanın aklına gelebilecek bir silah değil bu.öyle korkunç,öyle güçlü,öyle akıl almaz bir silah ki bu,ta 5000 ışık yılı uzaklıktaki andromeda galaksisinden bizi ziyarete gelen ufocuların bile aklına gelmemiştir.eminim bundan dostlar.
dostlar,bu silahı bir kez kurun,tamam.daha durdurabilene aşkolsun.ne isterseniz onu yapar.öl deyin ölür,öldür deyin katliam yapsın.isterseniz dalsın kalabalıkların arasına, bir anda bir sürü kadına çocuğa tecavüz etsin,toplu kıyımlar yapsın.emir verin,taş üstünde taş omuz üstünde baş komasın.
dostlar,sistemin yeni silahı ne mi? insan...insaaann!
bakın ne diyor bu silahlardan bazıları:'efendim,neden karşı çıkıyorsunuz,su boşa akıyor,bırakın da değerli iş adamlarımız yatırım yapsın,biz de ekmek yiyelim.koklaşalım,kaynaşalım,yatalım yatırım yapalım ki gelişelim.'
ahan da böyle diyorlar.
dostlar,sistem yeni silahını geliştirdi ve savaş alanına sürdü.çok korkunç bir silah bu.atış gücü çok yüksek.
dostlar,ol mahiler derya içredür/deryayı bilmezler...
dostlar bu silah yakında kendi denizini,ağacını,suyunu,toprağını,deresini de yok edecek.baksanıza,yok etmeyi yatırım sanıyor.yanlış programlanmış bir silah bu ve böylece kendinin de sonunu getirecek.
İNADINA İSYAN!
bir zamanlar bu hes karşıtlarının içinde hes yapacak su arayanlar vardı şimdi ne olduda hes karşiti oldi bunlar para bittimi
Yorumunuzu Ekleyin