Köyler
Anket:
Sitemizi Beğendiniz mi?
Prof. Dr. Kadir ERDİN Bey ile Son Gelişmeler Üzerine Bir Söyleşi
2007 yılının Ağustoz ayında Senoz Vadisi’ne bilirkişi olarak gelen ve bir rapor kaleme alan Prof. Dr. Kadir Bey ile bir söyleşi yaptık. Kuşkusuz ‘Durdurma Kararları’ birçok soruyu da beraberinde getirmiştir. Bu sorulara değişik çevrelerden birbirleriyle çelişen yanıtlar gelmektedir. Bizde, alanında uzman Türkiye'nin önde gelen bir kaç ismiden bir tanesi olan Kadir Bey’in kapısını tekrar çalmak zorunda kaldık. Bizi kırmayıp sorularımızı yanıtladığı ve deşifre ettiğimiz kayıtları gözden geçirip eksikleri tamamladığı için kendisine çok teşekkür ediyoruz.
I- DURDURMA KARARI
- Hocam söyleşimize şu soru ile başlamak istiyorum, bilindiği gibi bölgemizde bir dizi ‘Durdurma Kararı’ alındı; ‘Durdurma Kararı’ nedir? Bundan ne anlamamız gerekir?
- ‘Durdurma Kararı’ , ‘yürürlüğün durdurulması’ anlamına gelmektedir; yani işi durdurur, bölgedeki çalışmalar durur. Mahkemenin bu kararı şunu ifade etmektedir: Eğer faaliyetler bu aşamada durdurulmaz, önlenemez ise bölgede büyük zararlar, onarılamaz tahribatlar açılacaktır; bu nedenle işlemlerin yargılama aşaması sonuçlanıncaya kadar durdurulması gerekir. ‘Durdurma Kararı’ verilecek son kararın lehimize olabileceği yönünde bir işarettir, son karar değildir. Bu davanın sonuçlandığı anlamına gelmez. Mahkeme devam eder, dava devam eder. Bu arada şirketler bir işlem yapamazlar; yaparlarsa suç işlemiş olurlar, mahkemenin son kararını beklemek zorundadırlar.
- Bundan sonra şirketler neler yapacaklardır, temyize gidebilecekler midir? Böyle bir hakları vardır mıdır?
Öncelikle dava aşamasında tavır ve savunmaları önemlidir. Eğer beklenildiği gibi kaybederlerse Yargı kararı sonrası büyük olasılıkla temyize gideceklerdir; sayın Bakan ticari sürtüşmeleri varmış gibi göstererek (doğal gazcılar!) doğa katliamını ticarileştirmekte ve dikkatleri başka yöne çekerek çevresiyle doğasıyla bütünleşmiş insanları konu dışına itmeye çalışmaktadır.
- Davayı lehlerine döndürebilmek için başka neler yapacaklardır?
-Yargı aşamasında savunmlarını beklenmedik dayanaklara oturturlar; çok farklı bilirkişiler götürürler, çok farklı ÇED raporları sunarlar, çok farklı savunmalar üretirler. ‘Hiçbir zarar vermiyoruz, suyu bırakıyoruz; doğa tahribi yok bunlar geçicidir, bizler pırıl pırıl yollar yapıyoruz’ diyerek yöre halkının kafasını karıştırmaya ve zaten ekonomik sıkıntı içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanları yanlarına çekmeye çalışacaklardır. Hatırlarsanız Ağustos 2007’de araziye çıktığımız gün dozerin başındaki adam dozeriyle tarumar ettiği doğal alanın ortasında bizlere ‘yol böyle yapılır’ diyerek yaşanan tahribatı bilinçsiz bir şekilde savunmaya çalışmıştı. Oysa yol planlamalarında birinci temel ilke doğaya en az zarar verme ilkesidir. Ancak bunu bilmeyen insanlar dozercinin değerlendirmesinden etkilenebilir. Böylesi etkilenmiş yöre halkının şahit olarak kullanılması dahil her şey davanın gidişini etkileyebilir.
- Avukatımız Münir Yazıcı oldukça iyimser görünüyor, bundan sonra şirketlerin yarım kalan projelerini tamamlamaya imkan bulmalarının çok zor olduğunu düşünüyor. Bu görüşe katılıyor musunuz?
- Umarım Münir bey’in dediği gerçekleşir ama ben yargı aşamasında yaşanacaklar konusunda o kadar iyimser değilim. Bu kamuoyu oluşmasına, yöre insanının duyarlığına bağlı bir şeydir. Bundan sonra bu dava daha da alevlenecektir. Önemli bir yol kat edilmiştir, ama dediğim gibi daha yol vardır. Sonucu sizlerin ve yöre insanının duyarlılığı ve mücadelesi belirleyecektir. Yaşanan tüm olumsuzlukları ancak kamuoyunun gücü durdurabilir. Bu nedenle ilk günlerden daha dayanışma içinde ve daha dirençli olunmalıdır. Sonuç olarak davada yolun sonuna gelinmemiş ama sona giden yol açılmıştır diyebilirim.
-Bu mücadeleye başlamakta geç kaldığımızı düşünüyor musunuz?
Hukuk’un devreye girmesi bir takım başvurularla oluşur. Yapılması gereken aslında daha makineler araziye çıkarken müdahale etmektir, fakat sivil toplum örgütleri kamuoyunun oluşmasını beklemek durumundadır. Belki erken davranmak bunun önünü keserdi ama sonuç bu kadar kesin ve şiddetli olmazdı. Çok erken başvuru olsaydı ilgililer araziye çıktığında bir tahribat olmadığını görecekti, bizlerin olandan çok olacaklardan söz ettiğimizi düşünecekti. Ayrıca yöre halkının tepkisini körükleyen onları dayanışma ve direnme gücü veren de doğal alanlarında çok kısa zamanda yaratılan söz konusu büyük tahribattır. Sonuçta çabamız etkili olmayabilirdi, yürütme kararı alınamayabilirdi o zaman. Bu açıdan da sevinebiliriz, zamanlama geç değilmiş tam zamanı imiş diyebiliriz. İlgili ve yetkililer yapılanları gördü ve gördükleri gerçeklere dayalı olarak karar verdi.
II- TAZMİNAT DAVASI
-Şöyle mantık yürütenler var: 'Olan oldu artık, doğa yeterince tahrip oldu, santrallerin bitmesine de çok az kaldı. Sizler bunu önlemede çok geç kaldınız. Bunca emeğe yazık değil mi? Bırakın santraller çalışsın ülke ekonomisine katkı sağlasın'. Siz bu görüşte olan insanlarımıza neler söylemek istersiniz?
Böyle bir mantık doğa için geçerli olmaz. Doğayı tahrip ederek elektrik üretme mantığı rasyonel bir düşünce değildir. Bu çok hassas bir konudur. Denge doğadan yana bozulmaya başlayınca orada neyin ne kadar kazanıldığı hesabı yapılmamalıdır. Bu konu ticari bir tartışma konusu da yapılmamalıdır, siyasetten de uzak tutulmalıdır. Son zamanlarda devlet kurumları tarafından yapılan açıklamalar çok olumsuz gelişmelerdir. Bu konudaki düşüncem şudur; Karadeniz vadileri ve 2B alanları konusunda yaşananlar ve bunların doğurduğu tartışmaların iktidara mal olacağını düşünüyorum. Bu son gelişmeler iktidarı götürecek gelişmelerdir. Burada kamusal rantların paylaşımı söz konusudur, bu rantların paylaşımında taraflar birbirine düşecektir. ÇED raporlarının bu kadar kolay hazırlanmasını reddediyorum, doğa katliamına yol açacak projelerin elden ele dolaşmasından da son derece huzursuzum. Bunlar Türkiye’nin ayıbıdır. Yapılması gereken yargı kararı kesinleştikten sonra tazminat davası açılmasıdır.
-Tazminat davası bakanlığa mı yoksa şirketlere mi açılır?
Tazminat davası yasalara aykırı hukuk dışı uygulamalarla tahrip edilen doğanın eski haline getirilmesi için açılan bir davadır. Bana göre tüm bu işte katkısı olan her kişi ve kurumu kapsar bundan önce arazide yaratılan doğal tahribatın tespitinin yapılması gerekir kanısındayım. İleride açılacak tazminat davasının ön koşulu hazırlanmış olacaktır.
III- DOĞANIN ONARILMASI
- Herkesin merak ettiği bir konu var. Mahkemeler durdurma kararı verdi, peki bu tahribat ne olacak? Yapılan bunca tahribatı arkalarında bırakarak şirketler vadiyi terk mi edecekler?
- Hukuk açısından bakıldığında bu yapılan tahribatın onarılması söz konusudur. Doğanın projelendirilip onarılması eski haline getirilmesi koşulu vardır. Bütün maden araştırmalarında yapılan projelerin son maddesi, maden çıkarıldıktan, kum alındıktan, taş alındıktan sonra o bölgenin eski haline getirilmesi koşulu vardır. Bunu da taahhüt eden şirketler yapar. Sözleşmede öyle bir madde olması lazım ve bundan sonra bu prosedürün işlemesi gerekir. Ama aralarındaki sözleşmeyi bilmiyorum, bu ihmal edilmiş olabilir. Eğer ihmal edilmişse ilgili kuruluşlara suç duyurusunda bulunulması gerekir. Buda tazminat davasının açılması demektir. Çünkü gerçekleştirilen doğa tahribi ilgili kurumların izniyle gerçekleştirilmiştir.
- Doğa onarılması yapılamaz ve bu şekilde bırakılırsa, bunun ne gibi sakıncaları olacaktır?
Toprak taşınmasına kesin olarak mani olmak gerekir. Toprak taşınması suyun toprağı alıp götürmesi demektir. Yüzeysel sular akarken toprağı alıp götürür. Şu anda vadilere, derelere devamlı olarak toprak akmaktadır. Tahrip edilmemiş yerlerde bir gram toprak taşınması dahi olmaz. Doğa onarılmaz ise, bir zaman sonra vadilerimiz suyun taşıdığı toprakla dolacaktır. Büyük yağmurlar sel felaketine yol açacaktır. Yörenin tümü dikkate alındığında doğal denge açısından toprağın büyük bir önemi vardır. Toprak orada her şeydir. Toprağı yerinde tutan bitki örtüsü (vegetasyon) oranın her şeyidir. Her şeyi alıyorlar, bitki örtüsünü alıyorlar, altındaki toprağı da suyla taşınabilir hale getiriyorlar. Toprağı tutmak, durağan (stabil) hale getirmek gerekiyor. Bu çok önemlidir. Doğa tahrip edilmiştir. Onarılmazsa, şimdiye kadar yapılan tahribattan çok daha büyük tahribat ortaya çıkacaktır. Her geçen gün toprak daha çok akmakta, sürüklenmekte, taşınmaktadır. Oradaki taş ocaklarının da bu doğa tahribi kapsamına alınarak değerlendirilmesi ve onarılması gerekir. Bunun için çok esaslı çalışmalar yapmak gereklidir. Diğer taraftan tahrip edilen bu doğa parçasının onarılması çok pahalı bir işlemdir. Bu nedenle yöre halkı bu noktada dahi büyük zarara uğramıştır.
-Toprak taşınmasına nasıl engel olunabilir?
- Doğanın onarılmasının ilk adımı toprak erozyonuna uygun hale getirilen koşulların değiştirilmesidir. Bunun içinse toprak kaymaları için (yığıntı halindeki) istinat duvarları yapılmalı, suyun akışı düzenlenmeli, kış ağları oluşturulmalı, arazide drenaj yapılmalıdır. Su kendi halinde çevreyi tahrip etmeden, toprak taşımadan akmalıdır.
IV- İŞSİZLİK
- Bu olayda bizler için en üzücü olan insanlarımızın geçimlerini temin etmek için şirketlerde çalışmak zorunda kalmış olmalarıdır. İşsizlik had safada. Aslında şirketlerde çalışan insanlarımız yaptıkları işlerin geçici olduğunu biliyorlar.
- Yörede yaptığımız incelemelerde Doğu Karadeniz’in diğer vadilerinde olduğu gibi en önemli sorunun işsizlik olduğu bir gerçektir. Bu noktada herkesin sağduyuyla ve rasyonel değerlendirmeler yapması gerekir. İşsizliğin çözümüyle doğanın tahribini içeren projelerin aynı anda düşünülmesi birbirlerine gerekçe gösterilmemelidir. İşsizliğin çözümü başka bir olaydır, doğanın tahrip edilmesi başka bir olaydır. Yargı yürütmeyi durdurma kararıyla yörede yaşananların ileride telafisi mümkün olmayacak hatalar oluşacağı düşüncesiyle yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. İşte bu noktada herkes sağlıklı bir değerlendirme yapmak zorundadır. Bize göre yargının saptadığı doğru, söz konusu projelerin bu vadilerde uygulanmasının yanlışlığıdır. Yanlışlıklardan ve onların oluşturacağı olumsuzluklardan gelir beklemek en büyük yanlıştır. Bu yanlışı düzeltmenin yolu yine yöre halkının dayanışmasıyla dile getireceği taleplerden geçecektir. Doğayı tahrip eden projelere sahip çıkmak yerine doğasına, çevresine son derece saygılı yöre halkının siyasi iktidarlardan yörelerin turizme açılmasını talep etmeleri en temel haktır. EKOTURİZM olarak bilinen doğa turizmi için öncelikle yöreye yatırım yapılması gerekir. Yapılacak yatırımın ilk adımı yöre halkının yaşam ortamlarının gelecek ziyaretçilerin kullanımına açabilmeleri için gerekli düşük faizli kredilerin hızla sağlanmasıdır. Böylece yörenin işsizlik sorunu doğanın korunmasıyla birlikte ele alınmış ve kalıcı çözümler üretilmiş olacaktır. Kaldı ki bu taleplerin karşılanması her siyasi iktidarın yerine getirmek durumunda olduğu anayasal zorunluluktur.
V- TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLUŞTURDUNUZ.
- Son söyleyecekleriniz nelerdir, bir mesajınız var mı?
- Özellikle Senoz vadisini ziyaretim sırasında tanıdığım yöre halkıyla temaslarımda pırıl pırıl duygularla dile getirilen taleplerini hatırlıyorum. Her biri doğamız tahrip edilmesin, ancak işte olsun noktasında düğümlenip kalıyordu. Yani sorunlar bir yün yumağının karışmış haliydi. Ama tek değişmeyen bir şey vardı, oda “Doğamıza dokunmayın” haykırışıydı. Bu haklı talep yargıdan da olumlu yanıt alınca sanırım onları da son derece mutlu etmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki yolun sonuna gelinmemiş, sona ulaşmak için yol açılmıştır. Bu noktada eskisinden çok daha güçlü ve dayanışama içinde olmak kaçınılmazdır. Biliyorum yöre halkından bazıları projelerin yargı kararıyla durdurulması sonrası, bir takım kazanımlardan (çocuklarının şirketlerde işlendirilmesi gibi) mahrum olmuşlardır. Bana göre bu kayıpların telafisi doğanın tahrip edilmesini kabullenmek ve savunmak olmamalıdır. Hele hele bu noktada savunayım derken dayanışmayı kırıcı, birlikteliği bozucu, güven sarsıcı, birlikte yaşama ortamında huzursuzluk yaratıcı konuşmaların yapılması kesinlikle olmamalıdır. Birlik ve beraberliğin sonucu kazanılan her adımınız tüm Türkiye doğaseverleri tarafından izlenmekte ve örnek olarak gösterilmektedir. Bu onurlu mücadelenin sonuna kadar sürdürülmesinde herkese çok önemli görevler düşmektedir. Yöre halkının en gencinden en yaşlısına, en az eğitilmişinden en çok eğitilmişine, yörede en az yaşayanından en çok yaşayanına kadar herkesin görevlerini, sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getireceklerine inancım tamdır. Emeği ve katkısı olan herkesi en samimi duygularımla selamlıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
- İlginiz ve değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim.
Söyleşi: İsmail Akyıldız
(26 Şubat 2009)
Bu haber için oy ver









Yorumlar (1 Yorum Eklendi):
Burada önemle üzerinde durulması gereken bir çok nokta vardır.
En önemli konu sanıyorum 'DOĞANIN ONARILMASI' konusudur.
Önemlidir çünkü her geçen gün Senoz 'ERİMEKTEDİR'.
Bazı kişiler Senoz doğasının kendini yenileyebileceğini düşünmektedirler. Kadir Bey'e göre BU YANLIŞTIR. Bunun aksini iddia edenler burada doğanın kendini nasıl yenileyebileceği konusunda düşüncelerini henüz yazmadılar, bekliyoruz.
Önemlidir çünkü Doğa Onarılması ile İŞSİZ kalan gençlerimiz bu defa Senoz'u DİRİLTMEK, hayata döndürmek için İŞ sahibi olacaklardır.
Kadir bey, bir an önce TESBİT DAVASI açılması gerektiğini düşünmektedir. Hukukçularımız bu konunun ehemmiyetini teslim edeceklerdir. Bu dava ileride açılabilecek 'TAZMİNAT DAVASI'na altlık oluşturacaktır.
İsmail Akyıldız
Yorumunuzu Ekleyin